Antalya’da yeraltı su kaynaklarının giderek artan oranda çekilmesi ve tarımsal sulamada yaşanan yoğun kullanım, kentin su bütçesine ilişkin çarpıcı bir tabloyu gündeme getirdi. Mevcut suyun yaklaşık yüzde 80’inin tarımsal üretimde tüketildiği belirtilirken, bu durumun iklime uyumlu üretim planlamasını zorunlu kıldığı ifade ediliyor. Uzmanlar, özellikle yeraltı suyuna bağımlılığın sürmesi halinde önümüzdeki dönemde daha ciddi sorunlarla karşılaşılabileceğine dikkat çekiyor.
Ziraat Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı, kentteki su kullanımına yönelik değerlendirmesinde, kayıp kaçak oranlarının da tabloya eklendiğinde tarım sektörünün toplam su tüketimindeki payının yaklaşık yüzde 80’e ulaştığını söyledi. Başkan, suyun doğru zamanda ve doğru miktarda kullanılmasının yanı sıra modern sulama sistemlerine geçilmesinin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Aksi durumda hem yer altı hem yer üstü su kaynaklarının hızla tükenebileceği uyarısında bulundu.
Bölgede geleneksel salma sulama yöntemlerinin yaygın biçimde sürdürülmesi, buharlaşma ve derine sızma gibi nedenlerle su kaybını artırıyor. Eski iletim hatları ve açık kanallar da önemli miktarda suyun daha tarlaya ulaşmadan kaybolmasına yol açıyor. Uzmanlara göre bu kayıplar, tarımsal üretimin verimliliğini düşürürken çiftçinin enerji ve su maliyetlerini de yükseltiyor.
Damla sulama ve basınçlı sistemler gibi yöntemlerin yaygınlaştırılması, suyun doğrudan bitki kök bölgesine verilmesini sağlayarak tasarruf oranını artırabiliyor. Bununla birlikte toprak nem sensörleri ve iklim verilerine dayalı sulama programları sayesinde her ürünün ihtiyaç duyduğu su miktarı daha hassas belirlenebiliyor. Bu tür uygulamalar, hem verim kaybını önlüyor hem de yeraltı suyuna yönelik baskıyı azaltıyor.
Antalya’da turizm, nüfus artışı ve tarımsal üretimin bir arada yoğunlaşması, su kaynakları üzerindeki talebi mevsimsel olarak da yükseltiyor. Uzmanlar, iklim değişikliğinin etkisiyle kurak dönemlerin uzamasının yeraltı su seviyelerindeki düşüşü hızlandırabileceğini, kıyı kesimlerinde ise tuzlanma riskinin artabileceğini belirtiyor. Bu nedenle yalnızca sulama altyapısının değil, üretim deseninin de gözden geçirilmesi gerektiği ifade ediliyor.
Son olarak, tarımsal üretimde hangi bölgede hangi ürünün yetiştirileceğine ilişkin planlamanın su potansiyeli dikkate alınarak yapılması gerektiği vurgulanıyor. Su kısıtı bulunan havzalarda çok su isteyen ürünler yerine daha az su tüketen alternatiflerin teşvik edilmesi, kaynakların sürdürülebilirliği açısından önem taşıyor. Antalya’daki mevcut tablo, su yönetiminde kısa vadeli önlemlerin ötesine geçilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.