Avrupa otomotiv sanayisinin gündemindeki yapısal dönüşüm, Paris'te gerçekleştirilen uluslararası bir genel kurul toplantısında kapsamlı biçimde tartışıldı. Uluslararası Motorlu Taşıt Üreticileri Birliği'nin ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte, küresel üreticiler, tedarikçiler ve sektör yöneticileri bir araya geldi. Toplantının ana gündemini Avrupa otomotiv sanayisinin rekabet gücü, yeni emisyon hedefleri ve sanayi politikaları oluşturdu.
“Avrupa Otomotiv Sanayisinin Karşı Karşıya Olduğu Güncel Zorluklar” başlıklı panelde konuşmacılar, son yıllarda hızlanan elektrikli dönüşümün maliyet baskılarını ve tedarik zincirindeki kırılganlıkları değerlendirdi. Özellikle Çin ve Kuzey Amerika merkezli üreticilerin agresif fiyat politikaları, Avrupa'daki geleneksel üreticilerin pazar payını korumasını zorlaştırıyor. Bu çerçevede, yerli üretimi teşvik edecek yeni kuralların gerekliliği sıkça dile getirildi.
Toplantıda öne çıkan başlıklardan biri de “Made in EU” olarak adlandırılan menşe ve yerli katkı tartışmaları oldu. Avrupa Birliği'nin, ithal elektrikli araçlara yönelik ticari önlemlerin yanı sıra batarya ve kritik mineral tedarikinde bölge içi üretimi artırmayı planladığı belirtiliyor. Sektör temsilcileri, bu tür düzenlemelerin kısa vadede maliyetleri yükseltebileceğini, uzun vadede ise tedarik güvenliğini destekleyebileceğini ifade etti.
Türkiye'nin bu süreçteki rolü de panellerde ayrı bir başlık olarak gündeme geldi. Otomotiv üretiminde Avrupa'ya coğrafi yakınlığı, güçlü yan sanayi altyapısı ve Gümrük Birliği bağlantısı nedeniyle Türkiye'nin, Avrupa'nın tedarik zincirini tamamlayıcı bir üretim merkezi olabileceği değerlendirildi. Özellikle elektrikli araç ve batarya yatırımlarında Türkiye'deki mevcut kapasitenin artırılması durumunda bölgesel entegrasyonun güçlenebileceği ifade edildi.
Emisyon standartları tarafında, Avrupa'da 2035 yılına kadar yeni binek araçlarda sıfır emisyon hedefinin sektöre ciddi bir dönüşüm takvimi dayattığı vurgulandı. Üreticiler, şarj altyapısının yetersiz kaldığı bölgelerde tüketici talebinin istenen hızda büyümediğine dikkat çekti. Ayrıca yeni nesil emisyon ölçüm yöntemlerinin getirdiği uyum maliyetleri, hem üreticiler hem de tedarikçiler için planlama süreçlerini karmaşıklaştırıyor.
Sanayi politikalarıyla ilgili oturumlarda ise yeşil dönüşüm için sağlanan teşviklerin yalnızca araç üretimine değil, enerji altyapısı ve nitelikli iş gücüne de yönlendirilmesi gerektiği savunuldu. Panelistler, dönüşümün sosyal etkilerinin yönetilmesi amacıyla kamu, özel sektör ve eğitim kurumları arasında daha güçlü koordinasyon kurulmasını önerdi. Bu yaklaşımın, Avrupa otomotiv sanayisinin rekabetçi yapısını korurken istihdam kayıplarını sınırlayabileceği belirtildi.
Toplantının sonuç bildirgesi niteliğindeki değerlendirmelerde, korumacı politikaların tek başına çözüm olmayacağı; üretim, inovasyon ve ticaret dengesini gözeten çok taraflı bir stratejiye ihtiyaç duyulduğu aktarıldı. Türkiye'nin bu stratejideki yerinin, önümüzdeki dönemde yatırım kararları ve ticaret müzakereleriyle netleşmesi bekleniyor. Sektörün öncelikli gündemi ise kısa vadeli maliyet baskıları ile uzun vadeli dönüşüm hedeflerini eş zamanlı yönetmek olacak.