Sağlık kuruluşlarında doğum yapan kadınların bir bölümü, süreç boyunca sözlü azarlama, aşağılama, fiziksel kısıtlama veya mahremiyet ihlali gibi davranışlarla karşılaşabiliyor. Obstetrik şiddet olarak adlandırılan bu durum, yalnızca doğum anındaki müdahalelerle sınırlı kalmayıp gebelik takibi ve doğum sonrası bakımda da ortaya çıkabiliyor. Uzmanlar, bu tür uygulamaların anne adayının bedensel bütünlüğüne ve onuruna yönelik bir hak ihlali olduğunu vurguluyor.
Kavram, uluslararası sağlık kuruluşlarının raporlarında ve insan hakları metinlerinde giderek daha fazla yer buluyor. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü'nün doğum bakımına ilişkin kılavuzları, kadınların saygı, mahremiyet ve bilgilendirilmiş onam hakkının korunmasını temel ilke olarak tanımlıyor. Buna rağmen birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de hastanelerde yaşanan deneyimlerin tamamı bu standartlarla uyumlu değil.
Doğum sırasında rıza alınmadan yapılan epizyotomi, suni sancı uygulaması veya sık vajinal muayene gibi işlemler en sık dile getirilen örnekler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra kadının doğum pozisyonunu seçmesine izin verilmemesi, bağlanması, bağırılması ya da alay edilmesi de şikâyet konusu olabiliyor. Bazı kadınlar, doğum masasında çevresinde çok sayıda sağlık personeli bulunması nedeniyle mahremiyetinin korunmadığını ifade ediyor.
Türkiye'de hasta hakları mevzuatı, her türlü tıbbi müdahaleden önce hastanın aydınlatılmasını ve rızasının alınmasını zorunlu kılıyor. Acil durumlar dışında, doğum sürecinde yapılacak işlemlerin de bu kurala tabi olduğu belirtiliyor. Ancak uygulamada, yoğun doğumhanelerde bilgilendirme adımının atlandığı veya hastanın onayının sözlü olarak alınmadığı durumlar yaşanabiliyor.
Kadın doğum uzmanları ve ebeler, obstetrik şiddetin ortaya çıkmasında yalnızca bireysel tutumların değil, sağlık sistemindeki yapısal sorunların da etkili olduğunu belirtiyor. Personel yetersizliği, aşırı iş yükü, doğumhanelerin fiziki koşullarının uygunsuzluğu ve eğitim eksiklikleri, sağlık çalışanlarının hastayla yeterince ilgilenmesini zorlaştırabiliyor. Uzmanlar, çözümün hem sağlık personelinin çalışma koşullarının iyileştirilmesinden hem de doğum bakımına ilişkin eğitimlerin güçlendirilmesinden geçtiğini savunuyor.
Son yıllarda kadın örgütleri ve hasta dernekleri, doğum deneyimlerinin paylaşılmasını teşvik ederek konunun görünürlüğünü artırıyor. Sosyal medyada yayılan tanıklıklar, obstetrik şiddetin yalnızca münferit bir sorun olmadığını, sistematik bir dikkat eksikliğinin işareti olabileceğini gösteriyor. Bu farkındalık, saygılı doğum ve kadın merkezli bakım gibi kavramların daha sık telaffuz edilmesine yol açıyor.
Sağlık otoriteleri, doğum hizmetlerinde hasta memnuniyetini ve güvenliğini artırmaya yönelik çeşitli eğitim ve denetim çalışmaları yürütüldüğünü açıklıyor. Ancak konunun tam anlamıyla çözüme kavuşması için sağlık çalışanlarının farkındalığının yanı sıra şikâyet mekanizmalarının daha erişilebilir hale getirilmesi gerektiği değerlendiriliyor. Doğum sürecindeki hak ihlallerinin önlenmesi, anne ve bebek sağlığı kadar hasta onurunun korunması açısından da önem taşıyor.