Eski Antalya Milletvekili Tuncay Ercan, ülkenin içinde bulunduğu yönetim modeline ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulunarak köklü bir değişim çağrısı yaptı. Ercan, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin hukuk, demokrasi ve özgürlükler alanında yarattığı sorunlara dikkat çekerek, çözümün demokratik parlamenter sisteme dönüşten geçtiğini ifade etti.
Ercan, yürütme erkinin geniş yetkilerle donatılmasının denetim mekanizmalarını zayıflattığını öne sürdü. Yasama ve yargı organlarının bağımsız hareket kabiliyetinin kısıtlandığını savunan Ercan, bu durumun temel hak ve özgürlüklerin korunmasında ciddi aksamalara yol açtığını dile getirdi. Kuvvetler ayrılığının demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olduğuna vurgu yaptı.
Parlamenter sisteme dönüşün yalnızca bir hükümet modeli tercihi olmadığını belirten Ercan, bunun aynı zamanda bir hukuk devleti ilkesinin tesisi anlamına geldiğini aktardı. Bağımsız ve tarafsız bir yargının, güçlü bir meclisin ve özgür basının demokratik bir toplumun temel taşları olduğunu ifade eden Ercan, bu ilkelerin hayata geçirilmesinin toplumsal barışa da katkı sağlayacağını kaydetti.
Eski milletvekili, hukuk alanındaki belirsizliklerin ekonomik ve sosyal hayata olumsuz yansıdığını savundu. Yargıya olan güvenin tesis edilmesinin uluslararası alanda Türkiye'nin itibarını artıracağını ve yatırım ortamını iyileştireceğini öne süren Ercan, hukukun üstünlüğüne dayalı bir yapılanmanın aciliyetine işaret etti.
Türkiye'de hükümet sistemi tartışmaları uzun süredir siyasi gündemin merkezinde yer alıyor. Mevcut sistemi savunanlar istikrar vurgusu yaparken, muhalefet kanadı ve bazı akademisyenler güçler ayrılığının zayıflatıldığı eleştirisini dile getiriyor. Ercan'ın açıklamaları, 'Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem' talebinin siyasi arenadaki yansımalarından biri olarak değerlendiriliyor.
Antalya siyasetinin tanınan isimlerinden biri olan Ercan'ın bu çıkışı, önümüzdeki dönemde demokrasi ve hukuk tartışmalarının daha da yoğunlaşacağının sinyalini veriyor. Ercan, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu yapısal sorunların aşılmasının ancak katılımcı, çoğulcu ve denetlenebilir bir yönetim anlayışıyla mümkün olabileceği mesajını verdi.